8 saattir yolculuk yaptığım otobüsün içinde, İstanbul’un hiç bilmediğim bir yerinden geçiyorum, belki de hayatım boyunca yalnızca arabayla yanından geçeceğim yerler. Uykumdan yeni uyanmış bir biçimde daha doğmamış güneşin aydınlattığı yerlere bakıyorum. Ve belki de hayatımda ilk defa dikkatimi sokak lambaları çekiyor. Hala yanıyorlar, çünkü güneş daha doğmamış, görevlerini devretmek için bekliyorlar. Boyunları eğik. Neden olduğunu düşünüyorum. Belki de hep bekledikleri Güneş’e bir türlü ulaşamadıkları içindir. Belki de gece boyu gördüklerine yalnızca seyirci kalmak zorunda oldukları için…
Önümde bütün yaz içinde verdiğim en iyi karar olarak nitelediğim 1 hafta var. Yaşanacak şeyler. Ve en önemlisi de ben o yaşanacak şeylerin ne olduğunu bilmiyorum.
Aslında o gün yaşananlardan sonra 1 hafta geçti ben bu yazıları yazarken. Burger King’de yemeğimi yerken aklıma geldi yazmak. Aslında daha geniş yazmak isterdim ama hem zamanım yok hem de beynim durmuş biçimde…
Ha, o zaman beklediğim, şu an da yaşamış olduğum 1 hafta ne mi oldu? Çok güzel oldu. O günleri yazamadım, yazamıyorum ve yazmak da istemiyorum zaten. Bir yeri gezersiniz yanınızda fotoğraf makinesi yoktur ve hiç üzülmezsiniz ya, aynen öyle hissediyorum şu an. O anılar bana kaldı ve bana kalsın. Düşündüklerim de bana kaldı ve bana kalsınlar.